Farkındalık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Farkındalık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Ağustos 12

Ya hiç farketmeseydim!?


Küçükken... hani günlük furyası vardı. kaça gidiyordum acaba, ilkokul ortaları olsa gerek...

Eh... ben de heves etmişim, almışım bir günlük...

Bugün okula gittim. Matematik, Hayat Bilgisi, bıdı bıdı dersi vardı. Okuldan geldim, parka gittim, lastik oynadım, eve geldim, yemek yedim, ödev yaptım.......

3gün... 5gün... yazdım aynı şeyleri...

sonra... HEP AYNI İŞTE!... deyip, koydum son noktayı...

İnsanların gün be gün aynı şeyleri farklı şekillerde anlatabilmesine hayran kaldım yıllarca...

ve dün neyi farkettim biliyor musunuz?

Arkadaş, blog yazıyorum lan ben! tamam her gün yazmıyorum ama... yazdığımda da yaşadıklarımı, duygularımı anlatıyorum işte... günlükten ne farkı var???!!!...

valla GÜNAYDIN olsun bana...



zaten tatilden dönmüşüm, işe güce adapte olamamışım...
çok koydu bunu farketmek... depresyondayım...

Perşembe, Ocak 31

Hımk!

Burayı boş mu bırakmışım ben!!!

Cuma, Ocak 4

Yazmak mı, yazmamak mı?

Tam da bir önceki yazımda kendime söz vermişken "Bir daha cümle kuramıyorum demeyeceğim!" diye, bir firmanın bloğunda yazarlık teklifi almam, evrenin gözüme gözüme sokması mıdır kelimeleri acaba?...


Ne diye dua etmiştim, hatırlatayım kendime:
"Allah'ım artık senden gelen her fırsata açığım... Lütfen sunduğun fırsatları görmemi ve o fırsatları değerlendirmem için gereken cesareti bulmamı sağla... lütfen..."

Şimdi CESARET zamanı... ve ...şükretmeyi unutma Sibel! unutmaaa!!!

Şükürler olsun!...

görsel internetten alıntıdır...

Cuma, Kasım 16

Rüya




Boynumdan yukarısı bulutların üstünde...
Öyle havada asılı mıyım, bir yerde duruyor muyum bilmiyorum...

Eğilip; bir bulutların üstüne, bir bulutların altına bakıyorum...

Bulutların altı, bildiğin yaşam işte! ama üstü... cennet olmalı...

doğaüstü... tanımlanamaz, anlatılamaz...

oraya baktıkça öyle bir çoşku, öyle bir mutluluk doluyor ki içime...
taşıyor benden!

ve anlıyorum...

burası bu dünyada gelmeye çalıştığımız nokta, yer, durak... artık sen ne isim veriyorsan...

ve başlıyorum ağlamaya...
henüz bu yaşamımda oraya ulaşamayacağımı anladığımdan...

Tam bunları yazarken kulağımda çalan...

Not: Fotoğraf "What dreams may come" filminin en sevdiğim sahnesi.
Bu sahnede Annie, ölen eşinin ardından yarım bıraktığı resmi tamamlamaya çalışıyor. Eşi de bu esnada cennetten onu izliyor. Fakat Annie o kadar tükenmiştir ki; resmi tamamlamaktansa ağacı ağlatmayı tercih ediyor... Yazarken bile tüylerim diken diken oldu... Seyretmediyseniz, mutlaka ama mutlaka seyredin derim...

Salı, Ekim 2

Feyskup

Çok facebook hareketlisi biriyim.
İşim başımdan aşkın olsa bile, arkadaşlarım gibi nefes almaya dışarı çıkmam, facebookumu açarım hemen, ne olmuş, ne bitmiş, kim ne demiş...
Artık arkadaşlarıma telefon bile açmıyorum, facebook üzerinden sohbet ediyorum... Valla bak!

Sürekli şarkılar, resimler, fotoğraflar, içimdekiler, dışımdakiler paylaşımdayım.
O kadar paylaşımcıyım ki; geçenlerde yeni denediğim bir ojeyi fotoğraflarken, annemden şöyle bir tepki aldım: "Kızım deli misin? Ellerini çekip çekip, paylaşıyorsun orda burda!"


Bir yandan bu çok hoşuma gitse de, bir yandan da "Millete ne yani, senin düşüncelerinden, sıkıntılarından, sevinçlerinden, dinlediklerinden, seyrettiklerinden!" diye veryansın ediyorum kendime...

Ama duruyor muyum? Hayır...

Hani alışmış, kudurmuş misali sanırım benimki...

Beni böyle sevin!

1- Instagram'a da el attım, hadi hayırlısı...
2- Feyskup = Tibet'in dilinde Facebook demektir.

Cuma, Temmuz 13

Geçmişe dalış 2 ve karmaşık sarmaşık...


Yine yazasım var ama yazacak cümlelerim yok! Neyse benim de bu cümlelerle derdim bilmem!? yazsana sen kardeşim, olduğu kadar! Bu blog burada niye var?!!!

Metin yazarı arkadaşlarımın başına ekşiyorum son günlerde, bana yazmayı öğretin diye. Onlar yazabildiğimi iddaa ediyorlar ama ben nedense tatmin olmuyorum yazdıklarımdan... İstiyorum işte, kafamdan geçenleri, şöyle edebi bir dille buralara dökmeyi. Açık açık yazmayayım ama okuyan anlasın beni...

************************

Geçmiş dipsiz bir kuyu gibi... Karanlık ve soğuk. Aşağılara indikçe karşıma çıkanlar nedense hep olumsuz. Sanki geçmişte hiç mutlu olmamışım gibi, anılar buruk...

************************

Arada küçük hatıralar var yine de... mesela ilkokulda bir arkadaşımla güreşiyoruz... erkek... ben yeniyorum onu... o şaşkın... bütün mesele benim her akşam babamla güreş yapmamda. idmanlıyım yani. düşünüyorum “acaba babam bana özellikle mi yeniliyor, yoksa ben onu gerçekten yeniyor muyum?”... bundan bugün bile emin değilim...


************************


Her akşam yer yatağı atıyorum yere ve atlayıp duruyorum: “Veeee... şimdi Nadia Komanachi atlayışını yapacak sayın seyircilerrrr!”


************************


Hangi çocuk yapmamıştır ki; kapıya tırmanmışım... annem avaz avaz “düşeceksin, in aşağı çabuk!” diye bağırıyor... elinde terlik var mıydı acaba? hatırlayamadım...


************************


Piyerloti’deki evdeyiz. Annemi kızdırmışım... Tuvalete girmek üzere... Nasılsa tuvalete girdi diye dönüp dil çıkartıyorum... Meğer girmemiş daha... Annemin gözlerinin döndüğünü gördüm! Teyzemin arkasına saklandım... yemedim dayak... ama teyzem... zavallı teyzem... çimdiklerden fena nasibini aldı!


************************


İlkokuldayım, sanırım üçüncü sınıf... Müfettiş gelmiş. Yazın bakalım diyor “İstanbul’un havası çok güzeldir.” Apostrofu özellikle koymuyorum. çünkü biliyorum ki; sınıfta bir ya da iki kişi dışında kimse koymayacak. ayrışmak istemiyorum... haklı çıktım... sınıfta sadece bir kişi koydu apostrofu...


Devam eder miyim, etmeli miyim daha bilmiyorum geçmişi deşmeye...
Asıl aradığımı bulamadım hala!...

Salı, Haziran 26

Geçmişe dalış 1


Şehnaz kitabın bir yerinde diyor ki; “Kişinin kendini sevebilmesi, kendine güvenmesi, şahane bir varlık olduğuna gönlünce inanabilmesi için geçmişini çözmesi ve ne olursa olsun kabullenmesi gerektiğini düşünüyorum.” ve alıyor eline eski usül bir teybi, koyuyor içine kasedi ve başlıyor kendini anlatmaya. Anlattıkça çözülüyor, çözüldükçe anlatıyor. Anlattıkça içinde gizli kalmışları, rahatlıyor. Anlattıkça kendinde neler yara bırakmış, nasıl izleri kalmış farkediyor...
Eskilere gidiyor, 8 yaşında ilk tacizine kadar hem de...

Ben de aynı onun gibi düşünüyorum.
Geçmişim çukurda benim. O kadar dibe düşmüşkü üstelik, ne kadar uzanmaya çalışırsam çalışayım, tutamıyorum bir yerinden...
Ben de yapsam Şehnaz gibi dedim okudukça... bir teyp bulamam ama bloğum var yazabilirim.
Belki ben de deşersem kendimi, bulurum önümü kesenleri...

Yapabilir miyim bilemedim önce. Ne de olsa ben, büyük ihtimalle bende en derin yarayı açmış o olayı silmek için; öncesini de sildim neredeyse. Fazlasıyla puslu hatıralar geride...

Biraz kurcaladım hafızamı ve bahsettiğim travmadan kısa bir süre öncesinde, bazı tatsız hatıralarıma rastladım. Şehnaz’ın ilk bahsettiği hatıra olduğundan mıdır nedir, benim ilk bulduğum hatıramda da taciz var...


Her ne kadar reklam camiasında olsam da, ticaret lisesi bitirmiş, muhasebe kökenliyimdir. Hepsinde olduğu gibi bizimde 2. sınıfta stajımız başlıyordu ve doğal olarak benim de bir yerde işe başlamam gerekiyordu.

Babamın çalıştığı firmanın muhasebecisinin bir arkadaşının yanında staj ayarlandı ama onun firmasının yeni yeri açılana kadar firma muhasebecisinin yanında çalışmam gerekecekti. Kendisine kısaca MUZO abi diyelim... Yaklaşık iki ay kadar sanırım, çok net hatırlayamıyorum zamanını Muzo abinin yanında staj gördüm. Bu süre zarfında Muzo abinin bol bol tacizine maruz kaldım. Kendisi bana sarılır, benim de ona sarılmamı ister ve ve bol bol okşardı beni...

Kendime güvensizliğim belki de buradan geliyordur. Neticede 15-16 yaşlarında eşek kadar bir kızım o zamanlar. Niye itiraz etmemişim ki?! Bunu babama söylersem, babamın katil olacağını düşündüğümü hatırlıyorum. Babam sakin bir adamdır ama kökeni pek parlak sayılmaz. Sülalesinin geçmişi namlıdır. Gözü döndümü neye dönüşeceğini kimse kestiremez, üstelik babamın, biz görmedik ama vardır ilginç! hikayeleri...

Galiba ben oralarda bir yerde kendime saygımı yitirdim. Muzo abiye dur demediğim, diyemediğim ya da her neyse için...
Olabilir...

Neyseki diğer büro açıldı da oraya geçiş yaptım. Çok rahatladığımı hatırlıyorum.
Asil ortak Haluk Abi ile tanıştım orada. Bugünkü bende Haluk Abi’nin katkısı çoktur. Hayrandım ona. Entellektüel, güler yüzlü, işinin ehli, çalışanlarına karşı nazik, pozitif, aile babası...

Haluk Abi her sabah o gelmeden Cumhuriyet Gazetesi’ni okumamı ister, o gelince bugünkü sabah haberleri misali özet geçmemi isterdi. Bazı haberlerle ilgili  fikrimi sorar ve beyan ettiğim fikrimi sorgulardı, boş mu konuşmuşum dolu mu anlamak için :)

Her hafta bir kitap okumamı, o kitabın özetini hafta başında anlatmamı, aynı gazete haberlerindeki gibi kitapla ilgili fikirlerimi öğrenmek isterdi.

Aslında ben Haluk Abi’nin yanında muhasebe stajı değil, hayat stajı yaptım sanırım. Bendeki araştırmacı kişilik Haluk Abi'den bana yadigar.
Geriye dönüp baktığım zaman hala daha Haluk Abi’nin yerinin ayrıcalıklı olduğunu görüyorum. Üstelik bendeki imajını eşini, en yakın arkadaşının eşiyle aldatarak yerle bir etmiş olmasına rağmen...

Erkeklere (ya da aslında AŞK'a mı acaba) olan inancım burada ciddi bir sekteye uğramış olabilir... Kimbilir...

.....

Evet... sanırım tıkandım :)
sonra devam ederim ;)

Görsel internetten alıntıdır.

Çarşamba, Haziran 13

Kelimeler eksik, cümle tamamlanmamış...

Geriye dönüp yazdıklarımı okudum biraz... Hemen hemen hep aynı şeyleri yazmışım... Çoğunlukla yazmak isteyip te yazamadıklarımdan, onları dile getirecek kelimeleri yan yana koyup, cümle kuramamaktan bahsetmişim.

Hayat tanımım bu mu benim?

Kelimeler düzgün yan yana gelmeli ki; cümle kurulsun...



Önce şunu kabul etmeliyim:
Kelimelerin düzgünce yan yana gelmediği,
devrik cümleler de var bu hayatta... 

Cuma, Mayıs 4

Vazgeçiş... mi?....

O kadar çok kendimizden vazgeçmişiz ki...
Ama bir o kadar da benciliz ki...

Sırf sonrasında alacağımız kötü tepkiler bizi huzursuz etmesin diye
yapmak istediklerimizden vazgeçiyoruz... Sevdiklerimizi üzmek uğruna...

Kendi istediğimizden vazgeçmek... ironik...
Bunun uğruna...
Sevdiklerimizi üzmek... bencillik...

Bu durum üzerine aklımda tek bir cümle dolaşıyor... sürekli...

"İki ucu boklu değnek!"

Cuma, Ocak 6

Nafile!

Geçen gün Ayla’nın mimine yorum olarak
“Mutluluk görmesini bilene!” yazdım...
Ayla’da cevaben
“Bazılarının gözüne de soksan nafile!” demiş kısaca...

Bu ara çok şeyin gözüme gözüme sokulduğunu ama
benim tercihimi görmekten yana kullanmadığımı farkettim...

Yani bir süredir “nafileyim”!


Bunu farkettiğime göre..................................

Artık boşlukları doldurabilirim!?

Salı, Aralık 20

Gökten 3 elma düştü

Dün akşam uzun zamandır görmediğim bir arkadaşımla ani bir kararla buluştuk. Sorunlarımızdan bahsettik önce... Sonra bir ara bana dedi ki;

- Ne güzel, çalışmak gibi bir özgürlüğün var!
- Yanılıyorsun. Benimki özgürlük değil zorunluluk. Eğer sen şu anda çalışıyor olsaydın, asıl seninki özgürlük olurdu.
- Haklı olabilirsin ama konuya baktığımız yerler farklı!

1.ELMA
Konumun ne olursa olsun, sen kendini nerede görürsen gör, karşındakinin seni konumlandırdığından öte değilsin.
Ya da...
Biz mağdurum demeyi seven bir milletiz!

  

- Eeee, nesi varmış?
- Varmış işte bir şeyleri. Bu onun özeli, nesi varsa var!
- Eşinden mi şikayetçi, çocuğundan mı? Evlilik mi ağır gelmiş, çalışmamak mı?
- ........

2.ELMA
İnsan kendi içinde olmayınca, kendisi yaşamayınca, bir başkasının halinden anlamıyor.
Ya da...
Kişi karşındakini yargılamadan önce biraz olsun anlayabilmek için empati kurabilmeli. En azından buna çabalamalı...

 

Arkadaşım sayesinde reklam duayenlerinden birini tanıma şansım oldu.
Bana sohbet sırasında dedi ki;

- Kendin için ne yapıyorsun?
-  Çocuğum var (gülüşmeler), blog yazıyorum, amatörce fotoğraf çekiyorum ama isterdim ki şarkı da söyleyebileyim.
- Yap o halde! Ortalık şarkıcı kaynıyorken, sen neden yapamayasın!

Ayrıntısına girmeyeceğim, konuyla ilgili çok şey söyledi, bayağı uzun konuştuk.

3.ELMA
Bir şeyi istemek başarmanın yarısı olabilir. Ama başarmak istiyorsan gerçekten yapman gereken en önemli şey adım atmak. Oturduğun yerden istemekle olmuyor hiç bir şey!
 
 

 SONUÇ: Az kaldı, başınıza ekşiyeceğim :)

Çarşamba, Ekim 19

Rüya

Sanki Pazartesi yazdığımın sağlamasını yapar gibiydi rüyam...


Kendime söyleyemediğimi arkadaşlarıma fısıldadım rüyayı çözerken...
Benim bununla yaşamam kolay olacak mı şimdi?

Kolay diyelim, kolay olsun...

Çözüm isteyeyim, gelsin...

Bugün okuduğum yazıların da bir anlamı olmalı...
İstediğini almak için önce sen vermelisin...

Hadi söyleyinnn, kimin çözüme ihtiyacı varrrr? :)

Bu şarkıya bayıldım. Sürekli dinliyorum.
Burada da bulunsun...



Gününüz aydın olsun...

Fotoğraf: Deniz Nida Şener

Pazartesi, Ekim 17

Kabullenmek

Bir durumu kabullenmeyişimizin en büyük nedeni, kabul ettiğimiz takdirde o gerçekle yaşamanın zorlaşmasından... Kendine yalan söylemek kolaylaştırıyor her şeyi... Yalan olduğunu bile bile üstelik...

Şarkının nakarat kısmı yeterince anlatıyor zaten...



Bu haftanın şarkısı da bu olsun...

İyi haftalar...

Çarşamba, Eylül 14

Biriktirmek

Biriktirmemeliyim...

Dün Ünseli'yle de konuştuğumuz gibi...
Biriktirdiklerin bir şekilde çıkıyor bir yerlerden. Takmamalı...

Biriktirdikçe, başağrısı olarak geri dönüyor işte.
Bu senemi de doktor doktor dolaşarak geçirmek istemiyorum.
Yine o ağrılara benziyor...

Dün akşam Geleneksel Yaşgünü kutlamalarımızda sıra Ünseli'deydi...
Ben ve başağrım da oradaydık...

Yine de iyi geçirdim, kendi çapımda.
ve hatta, geçen gün bahsettiğim tasarımımı bile çizdim...
kendim... ben... bizzat kendi ellerimle...

Hatice "biliyorum bunu, çocukluğumdan!" dedi...

Sonuç olarak, bir periyle anlaşma yapmamışım.
Bildiğin rüya görmüşüm işte...

Uyandım...

 Fotoğraf bana ait...

Perşembe, Ağustos 11

Var bende bişiiler.

Galiba kabul etmekten başka şansım yok.

Daha çalışmaya başladığımız iki ay olmuş, üstelik bu aşamada doğru düzgün birlikte iş bile yapmadığımız yeni bir arkadaş bile, telefonda dediğim "günaydın" kelimesinden "aksi" olduğum izlenimine kapılıyorsa...

İnkar etmemin bir anlamı artık yok demektir...

Hadi hayırlı olsun.

Zorla "sinirli" yaptırılan ve artık "sinirli" olduğunu kabul eden bir arkadaşınız var...

Çarşamba, Temmuz 6

Sevgi

Dün çok sevdiğim ama uzun zamandır görmediğim
bir arkadaşımla rastlaştım.
Laf arasında, benim gözlerimi hiç unutmadığını söyledi.

Ne ilginç...
Ben de onun gözlerini hiç unutmamışım...

Sevdiğim insanları düşündüğüm zaman,
çoğunlukla gözümün önüne önce gözlerinin geldiğini farkettim...


Anladım ki bende "sevgi", önce gözlerden giriş yapıyor...

Cuma, Haziran 24

Nereden nereye...


Bazen bazı yaşananları anlamlandırmak çok zor. Özellikle konuşkan biri değilseniz, cümleleri kurarken kelimeleri nereye koyacağınızı bilmeyenlerdenseniz, duygularınızı tam olarak anlatabilmek çok zor.

Yazar olmak isterdim ama en çokta şarkıcı...

Bugüne kadar hayallerimin peşinden koşmayan ben, son günlerde çocukluk hayalimin sürekli önüme çıkmasıyla karşı karşıyayım.

Aynen bu yazıma farklı bir amaçla başlayıp, konunun buraya dönmesi gibi...

En son “Öğretmek için öğrenmek, öğrenmek için öğretmelisin!” mesajıyla artık somut bir adım atmak gerektiği kesinleşti.

“Bana müzik-yorumculuk konusunda hem öğretmenlik hem öğrencilik yapacak kişilere artık açığım” diyor ve yazımın asıl konusuna geçiyorum.
-sadece bunu demekle yetinmeyeceğim, araştırmalara da başlayacağım. Bilenler bilmeyenlere söylesin, bana da haber versin ;)-

................
Yok yok geçemedim maalesef...

Bu yazımın konusu buymuş, öteki boşmuş...

Not: Sanılmasın ki şarkıcı olmaya çalışıyorum. Asıl niyet başka. Gerçi o da olsa hiç fena olmaz yani... ;)

Pazartesi, Haziran 20

Yok canııım... tesadüftür!

Cuma akşamı Deniz'le beraber eve doğru yol almaktaydık ve doğal olarak sohbet etmekteydik. Sohbetimizin konusu "Meleklerle Yaşamak" kitabının yazarının (Beki İkala Erikli) düzenlediği seminerdi ve Deniz bu seminere katılmıştı. İzlenimlerini, tecrübelerini anlatıyordu.

İstediğimiz her şey için meleklerden yardım alabileceğimizden bahsediyordu.
İsteklerin hızla tezahür eden zamanlarda olduğumuzdan...

Bende bu durumun pek işlemediğini söyledim ona. Bunun sebebinin benden kaynaklandığını, ya inanç eksikliğimden ya nasıl isteyeceğimi bilmediğimden ya da önceliklerimi belirleyemediğimden.... "Mesela, paraya ihtiyacım olduğu zaman, para isterken, arka plandaki sesler hep "aslında istemen gereken sağlık, paranın ne önemi var?!" diyor ve doğal olarak isteğim otomatik olarak hükmünü kaybediyor." diye de örnek gösterdim ki... Telefonum çaldı.

Arayan kardeşimdi ve heyecanla "Meleklerle Yaşamak" kitabını okuduğunu, bu kitabın herkeste, özellikle bizim sülalenin tüm kadınlarında olması gerektiğini, muhakkak ama muhakkak bu kitaptan hepimize alacağını ve en kısa zamanda kitabın yazarının sertifikalı eğitimine katılacağını anlattı bir nefeste.

Eminim ki, hayatım boyunca işaretler oldu hayatımda, farkettiğim ama olası görmediğim ya da hiç farkına bile varmadığım.

Bu yaşadığım(ız) öyle bir işaretti ki; yok canım tesadüftür bile denemez... O kadar açık, o kadar bariz bir mesajdı ki, benim nutkum tutuldu, Deniz'in tüyleri ürperdi...

Melekler yanımda olduklarını bu kadar hissettirmişken...


Belli ki artık durmak değil, ilerlemek zamanı...

Pazartesi, Nisan 4

Seçim

Bazen beklentilerin gerçekleşmeyebilir. 

O zaman ne yapacaksın?

Sinirlenebilirsin...

"Elbet bir gün olur." diyebilirsin...

ya da

"Demek ki olmaması gerekiyormuş, fazla zorlamamakta fayda var." diye düşünebilirsin...


unutma ki;
hangisini seçersen o besler seni...

Çarşamba, Mart 30

Ayna

Öyle zor ki...
Kendini sevmek, kendinle barışık olmak.

Biliyorum ki, sevmediğim her insanda ben de varım.

Ve...
Görüyorum ki; aynadaki yansıyan aksimle birbirimize pek düşkün değiliz.

Buna rağmen;

Sevdiğim insanlarda da varım ben.
Biliyorum...

Ve...
Aynadan yansıyan aksimin gözlerindeki pırıltıyı...
Görüyorum...