kitap aşkı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap aşkı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Haziran 18

Tesadüf diye bir şey yooookkkk!!!!

Sıkıntılı zamanlarımda konuşamam ben... ve yazamam da hatta... Zaten konuşmayı da yazmayı da doğru düzgün beceremezken, moralimin yerlerde olduğu zamanlarda kendimi ifade etmem iyice güçleşir.

Ama işin tuhafı, bir yanım hem yazmak ister hem de konuşmak!
Beni anladığını bildiklerime anlatırım kendimi de, iş yazmaya geldimi, yazar yazar silerim...

Yine öyle bir dönemdeyim işte... Son günlerde yaşananları yazmak, düşüncelerimi dile getirmek istiyorum ama ... beceremiyorum ...

Tek düzgünce söyleyebildiğim bu milletten adam olmaz diye düşünüp, oğlumun geleceğinden endişe ederken, yaşananların içimde yeşerttiği ümit! Umuyorum ki sonuç hepimiz için hayırlı olur.

Böyle zamanlarda tutunacak bir dal ararım çoğunlukla. Beni o sıkıntıdan uzaklaştıracak bir şey. Her gün, her gece yüreğim ağzımda haber izlemekten kendimi alamıyor olsam da... Gönlüm, kalbim parktayken... izledikçe okudukça yüreğim sıkışırken...

Bu sefer gözüm bir kitaba ilişti... "Her Kalp Kendi Şarkısını Söyler"

İsmi yeter dedim başladım kitabı okumaya. Daha ilk bölümünde şu paragrafla karşılaşmış olmam, benim için "tesadüf diye bir şey yok!" düşüncesinin ispatı gibi:

"Sevgiye inanır mısın?
Benim bahsettiğim sevgi; kör gözleri açan, korkuya bile karşı çıkan, hayata mana katan, doğanın yıkım kanunlarına kafa tutan, serpilmemizi sağlayan, sınır tanımayan sevgi. İnsan ruhunun bencilliğe ve ölüme üstün gelmesinden bahsediyorum."

Kitap ne anlatıyor derseniz kısaca iki kişi arasındaki "koşulsuz sevgi"den bahsediyor, aşk'la sevmekten...

Bunun ülkemizde yaşananlarla ne alakası var derseniz; "Bir gün koşulsuzca sevebilirsek, aşkla bakabilirsek dünyaya... her şey zaten olması gerektiği gibi olacak!" diye cevap veririm...

Kitaptan alıntıların, yaşadıklarımıza ne kadar kolay uyumlayabildiğimizi göreceksiniz der, noktamı da koyarım :)

"Nitekim, hayatta felaketlerle gelen bir dönüm noktası; bildiğimiz dünyanın yok olduğu bir an olmalıdır. İki kalp atışı arasında bizi farklı birine dönüştüren bir an. Sevgilinin başka birinden boşandığını itiraf edip, ayrılmak istediği an. Ya da annemizi, babamızı, en yakın dostumuzu toprağa verdiğimiz an. Veya doktorun, kötü huylu beyin tümörümüz olduğunu söylediği an...

...Bu dönüm noktaları gerçekse, gerçekleştikleri anda farkına varır mıyız, yoksa sıçramayı çok sonradan, olayları yeniden hatırlarken mi farkederiz?...

...İnsan biriyle geçmişi dahil her şeyi paylaşmayı göze almadan, onu gerçekten sevdiğini nasıl iddia edebilir ki?...

...İtiraf, ifşaat, yanlış anda yapıldığı zaman hiçbir değeri kalmıyor. Çok erkense kaldıramıyoruz, hazır olmadığımız için değerini anlayamıyoruz. Çok geç gelirse, o fırsat kaçmış oluyor. Güvensizlik ve hayal kırıklığı çoktan büyümüş, kapı çoktan kapanmış oluyor. İki durumda da, samimiyeti artırması gereken şey sadece aradaki mesafeyi artırıyor...

...Kendisi de hayatta o kadar çok üzülmüş, o kadar çok şey görüp geçirmişti ki, sığındığı yerlere girmek için ısrar etmeye çalışmaması gerektiğini çok iyi öğrenmişti. İnsanların bu kalelerde yalnızlıklarına nasıl esir olduğunu, ölene kadar tek başlarına hapis kaldıklarını bizzat görmüştü. Zamanın tüm yaraları iyileştirmese de katlanılabilecek kadar küçülttüğünü, yıllar içinde kendisi gibi Tin Win'in de öğreneceğini umuyordu...

...hayatın kimsenin dudak bükemeyeceği bir armağan olduğunu tekrar tekrar söylemişti. Hayat, demişti U May ona, mutlulukla üzüntünün birbirine ayrılmaz bir şekilde geçmiş olduğu, bilmecelerle dolu bir hediyedir. Biri olmadan ötekini yaşamaya çalışan başarısız olmaya mahkumdur...

...Sorun gözlerde kulaklarda değil. Bizi kör sağır eden hiddettir ya da korku. Kıskançlıktır. Güvensizliktir. Korktuğunda, öfkelendiğinde dünya kasılır, şirazesinden çıkar. Hem bizim için, hem de gözleriyle görenler için. Ancak onlar bunu farketmezler. Sabırlı ol!...

...Hırsla korkunun ortak bir noktası vardır: İkisi de sınır tanımaz!...

...Bir halkın ruhu, bir gecede değişmez!...


...Müzik, bir tanrının ya da semavi bir gücün varlığına inanabilmemin tek nedenidir... Yoksa gece ruhum nasıl dinlenir?...

...Sevgi öyle farklı yüzlerle ortaya çıkar ki; hayal gücümüz bile hepsini görmeye hazırlıklı değildir...

...Kendi sevdiğimiz gibi sevilmek isteriz. Başka türlüsü bizi rahatsız eder...

...Korku körleştirir, sağırlaştırır. Öfke körleştirir, sağırlaştırır. Kıskançlık ve şüphe de öyle. Korkudan güçlü tek bir şey vardır...

...Hir bir şeyin asıl özünü gözlerle göremezsin...

...İnsanı güzel ya da çirkin yapan burnunun büyüklüğü, teninin rengi, dudaklarının ya da gözlerinin şekli değildir. Bizi sevgi güzelleştirir...


... Ölüm hayatın sonu değil, bir aşamasıdır..."


...Bir şeyi aştığımız zaman hayatımıza devam eder, o şeyi geride bırakırız...

...Her gerçek açıklanamaz. Açıklanabilen her şey de doğru değildir...


Pazartesi, Ekim 22

Serenad

"Bu dünyada sana kötülük yapmak isteyen insanlar çıkacak karşına ama unutma ki; iyilik yapmak isteyenler de çıkacak. Kimi insanın yüreği karanlık, kiminin ki aydınlıktır. Geceyle gündüz gibi!
Dünyanın kötü olduğunu düşünüp küsme, herkesin iyi olduğunu düşünüp hayal kırıklığına uğrama! Kendini koru kızım, insanlara karşı kendini koru!"

Maya'nın babaannesi (Zülfü Livaneli - Serenad)

Pazartesi, Haziran 25

Benim için


Bugüne kadar pek çok kitap okudum.
Okuyupta sevdiğim her kitapta ya kahramanının yerine koymuşumdur kendimi ya da heyecanını paylaşmışımdır bir şekilde....
Kendimi bulduklarım, ben de olsam böyle yapardım dediklerim ya da tam tersi düşündüklerim, bazen hiç yorumsuz, en fazla bir dış sesinki kadar heyecanla okuduğum kitaplar olmuştur... “3 günde bitmeyen kitap, beni sarmamıştır, okumaya değmez!” yasam sayesinde bir köşeye koyduklarımda oldu tabii...

Neredeyse Tibet’e hamile kaldığımdan bu yana, kitap sevdam ciddi bir sekteye uğradı. Hem çalışıp, hem annelik yapıp, hem kendine zaman ayırıp, üstüne kitapta okuyanları uzaktan kıskandım ne yalan söyleyeyim. Bu süre zarfında araya sıkıştırdığım kitaplar oldu tabi ama sanırım Tibet’in yaşıyla sınırlıdır.

Bu ayın başında kutlu 40 yaşıma girdim.
Benim için önemli bir yaş. “Neden?” diye sormayın, inanın bilmiyorum. Tek bildiğim onu hevesle beklediğim. Allah’tan bu yaşımda bir mucize bekliyorum belki de, kimbilir? Göreceğim elbet herneyse beklediğim.

En yakın arkadaşım, benim bu çoşkumu bildiği için aldığı hediyenin yanına bir de kitap sıkıştırmış: “Bayılmışım... kendime geldiğimde 40 yaşındaydım.”


Nasıl becerdiysem Cumartesi günü okumaya başladım. Tibet’le küçük bir anlaşma yapmam gerekti kitabı okuyabilmem için. İtiraf etmeliyim ki bücür anlaşmaya elinden geldiğince uymaya çalıştı ama günün yarısını onu gezdirmekle geçirdiğimi düşünürsek, nasıl bir açlıkla, nasıl bir hevesle, nasıl bir keyifle okuduysam gece 00.30’da bitirdim kitabı.

Kitabın kahramanı Şehnaz ve benim hayatımız hiçte aynı değil ama hayatımda ilk defa “kendimi” okudum ben bu kitapta. Yaşayışlarımız, yaşadıklarımız farklı ama duygularımız bire bir aynı... Kitap okudukça bana ayna tuttu sanki...

Bir çok kitabı okurken veya bitirdikten sonra ağlamışlığım vardır ama ilk defa bu kitapla “kendim için” ağladım...

Sessizce ama dolu dolu...
Bu kadar sessizlikle yastığı bu kadar ıslattığım olmamıştı hiç...

Ağladım uzunca bir süre...

Pişman olduklarıma.
Yapmak isteyip, yapamadıklarıma.
Cesaretsizliğime.
Korkaklığıma.
Beceremediklerime.
Güçsüzlüğüme...

Ama en çok da “farkında olduğum halde, değiştiremeyeceklerime”...

Ağladım...
dolu dolu ama sessizce...

Bu kitap bana daha çok şey yazdıracak görünüşe göre...

Salı, Nisan 26

Geceler güzeldir



.......


Liseyi dışarıya yansıtılan imgeler yığını gibi görüyorum; koridorlarda ağız kavgasına tutuşan, itişip kakışan ve derinlerde yatan hayalet çocuğu umutsuzca korumaya çalışan imgeler yığını. Yeni tomurcuklanan korkular ve güvensizlikler ortaya serildiği takdirde adeta bir ganimet gibi yağmalanıyor. Egon zarar görmeden bir günü atlatabilmek ölüm kalım meselesi, cinsiyetin ne olursa olsun. Bu büyüme evresini hepimiz yaşadık. İnsan şanslıysa son sınıfa geldiğinde bir yer edinmiş olur. Kendine güvenini ve gelişimini destekleyen bir ilgi alanı, bir tutku ya da hiç değilse içine dahil olduğu bir grup bulur. Daha güçlü bir benlik duygusuyla bu süreci atlatır.


.....


Milyonlarca çift anlamlı mesajın arasında yolumu bulmaya, gerçek sınırları sahte cephelerden ayırmaya ve gizli geçitleri bulmak için zemini yoklamaya çalışıyorum. Kendi ihtiyaçlarım ve güvensizliklerim yüzünden tökezliyor, hamlelerime nasıl bir karşılık alacağımdan asla emin olamıyorum. Ama ben anneyim; işaretleri okumak, şansımı denemek, zamanlamam veya yaklaşım şeklim yanlış olduğunda darbelere dayanmak benim işim.


......


Anneler ve Oğulları için bir fincan huzur kitabının geceler güzeldir bölümünden alıntıdır...

Salı, Mart 29

Kitap Aşkı


O kadar uzun zamandır yapamayacağıma inandırmışım ki kendimi, bir punduna getirip okumaya başlayınca, çölde susuz kalmış misali saldırdım kitaplara... Seçtiğim kitapların güzelliğinden mi, yoksa özlemimden mi bilinmez 1,5 haftada 3. kitabı bitirmek üzereyim...

Sırada bir sürü kitap olsa da, öncelik aşağıdaki bu ikisinde...
Merak ediyorum, dillerini de, içeriğini de...

Bundan sonra “kitap aşkı” adlı bir etiket daha ekleyip bloğuma, anlamlı bulduğum cümleleri de yazmaya karar verdim...

Hatta iki tanesini de şimdi ekleyeyim ki bu günlerime çok ama çok uygun:

Gönlü geniş ve ruhu gezgin sufi meşreplilerin kırk kuralı

Sekizinci Kural: Başına ne gelirse gelsin, karamsarlığa kapılma. Bütün kapılar kapansa bile, sonunda O sana kimsenin bilmediği gizli bir patika açar. Sen şu anda göremesen de, dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var. Şükret! İstediğini elde edince şükretmek kolaydır. Sufi, dileği gerçekleşmediğinde de şükredebilendir.

Onbeşinci Kural: Allah, içte ve dışta her an hepimizi tamama erdirmekle meşguldur. Tek tek her birimiz tamamlanmamış bir sanat eseriyiz. Yaşadığımız her hadise, atlattığımız her badire eksiklerimizi gidermemiz için tasarlanmıştır. Rab noksanlarımızla ayrı ayrı uğraşır çünkü beşeriyet denen eser, kusursuzluğu hedefler.

Elif Şafak – Aşk (aslında Tebrizli Şems demek daha doğru)

Şimdi hem kitabı okuyup, hem de hangi mertebedeyim onu anlamaya çalışıyorum;
“Nefs-i Emmare"mi, "Nefs-i Levvame"mi?