denemeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
denemeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Haziran 20

Kelime > cümle > anlam

Olmadı.
Yine ve her zaman olduğu gibi…

Kelimelerin kafada dönüp durup, kağıda cümle olarak dökülememesi sanırım sadece bana özgü bir durum. Olmadı mı olmuyor işte!
Bu belki de bir huydur.
Biraz düşününce; sanırım öyle gerçekten de…

Oluşturmayı değilde, oluşma ihtimallerini severim ben… 
Hayallerim gibi…
Hayallerimin gerçekleşme ihtimaline tutunurum ben, olasılıklar beni heyecanlandırır, o heyecan beni ayakta tutar.
Gerçekleşmeleri için çaba göstermem fazla, gerçekleştikleri takdirde o heyecanın yerine koyacak bir duygum olmamasından belki…
Olursa olur der, akışına bırakırım.

Belki cümlelerle aramdaki bağ da böyledir.. Kimbilir belki de bu şekilde yazma heyecanımı ayakta tutuyorumdur…
Ya da belki de “söz uçar, yazı kalır” misali, uçuculuğu seviyorumdur. Bir söz misali evrende dolaşmak, farklı cümlelerde anlam bulmak istiyorumdur…
….

İşte buldum! : Anlam bulmak


Sadece bunu düşünmesi bile içimi ısıttı…

O halde izninizle; bir cümlede anlam bulmaya gidiyorum, süzüle süzüle gökyüzünde…


Perşembe, Aralık 19

Vazgeçtim...


Vazgeçtim...
Fotoğrafçı olmaktan...
Muhtemelen olamayacaktım zaten, o yüzden yerinde bir karar oldu.

Vazgectim fotoğrafçı olmaktan çünkü, farkettimki oğlumdan 'daha'sı yok bu dünyada!
Aman yanlış anlamayın; kendini ve sevdiklerini beğenmis biri olmadım hiç
ama gözüm, gönlüm ondan başkasını görmüyor işte!

Yani siz söyleyin;
onun gülüşünden başka kimin gülüşü aydınlatabilir içimi,
'daha fazla' kim ışık saçabilir gönlüme?

Gözünden akan yaştan 'daha fazla' içimi ne acıtabilir?
Onun canının yanışından 'daha fazla' canımı ne yakabilir?

Bazen yanına uzandığımda,
uyumak için yüzünü yüzüme yaslamasından 'daha çok' içimi ne ısıtabilir?

Gözlerini ayırmadan ondan 'daha iyi' kim dinleyebilir beni, sanki anlıyormuş gibi?
O boncuk gözleriyle kim ondan 'daha ilgiyle' 'daha sevgiyle' bakabilir bana?

Moralimin bozuk olduğu zamanlarda kim küçük bir tebessümüyle herşeyi unutturabilir bana?
Şımarıklık oldugunu bile bile, başka kim istediğini yaptırabilir bana?

'Daha'sı var mı söyleyin...

Ve söyleyin, her haliyle kim ondan 'daha iyi' poz verebilir bana?
Yani söyleyin, ondan 'daha güzel' kim, ne olabilir?

Hadi ama söyleyin,
bu dünyada ondan başka kim ya da ne bana her şeyi 'daha çok' hissettirebilir?

Kısacası...
Vazgeçtim fotoğrafçı olmaktan...
Çünkü...
ANNE olmaya karar verdim!...


Bu yazıyı Tibet doğduktan 2-3 ay sonra yazmıştım. Doğumdan önce fotoğrafçılığa merak salmış, kurslara bile gitmiştim. Fotoğrafçı olacağım tabi ki yoktu ama ilgim çoktu.. Oğlumun doğumundan sonra bir sabah bu hislerle uyandım ve unutmadan deftere yazdım. Tibet'in bloğunda da var, burada da olsun istedim...

Cuma, Aralık 13

Gıcığım!

Zayıf kadınlara!


Hatun geçmiş karşıma, iki gıdım bişey, yiyor da yiyor! Önden meze, arkadan ana yemek, tatlı, kola, meyve... Ya ben?! Yazık değil mi anacım bana. Her yediğim lokmayı sayıyorum resmen ☹ Salata, salata nereye kadar?!

Yok yok, bunun bir formülü olmalı ama ne? Aklımda ne şeytani fikirler var, bilsen korkarsın. Şeytanla işbirliği yapmamak için zor tutuyorum kendimi!
Misal diyor ki;
“Al hamam terliğini çak ağzına ağzına bak bakalım bir daha karşında böyle yiyebiliyor mu?”

Ne diyordum, hah!:
“Ay tatlım yaa, ne güzelsin böylee! Ben su içsem yarıyor vallahi, keşke ben de senin gibi olsam.”


Not: Bundan sonra kendime bir gıcığım serisi hazırlamaya karar verdim. Bu da ilki ;)

Perşembe, Kasım 1

Geçer bunlar!...


çok üzgünüm...
ama ben küsenin neden küstüğünü bilmek isterim.
varsa bir yanlışım tekrar etmemek adına.
oysaki genelde sessizce küsülür bana!
önce ses tonu buz kesilir,
sonra selam sabah...
öylece kalırım...
ne desem, ne sorsam boşlukta sallanır.
bana da arkamı dönüp gitmek kalır.

Pazartesi, Ekim 15

Vazgeçiş


Beklemek daha kolaydır bazen harekete geçmekten... 
Ve bazen daha da iyi gelir insana... 
Gözlemlemek için, sakinleşmek için, muhakeme etmek için birebirdir... 
Bazen; bekleyerek daha kolay vazgeçilir...

Yazı da, fotoğrafta bana aittir...

Perşembe, Ekim 11

Can sıkıntısından

Aslında işim çok ama...
Böyle nefes aldım galiba?

Yalnız karar veremiyorum.
Başımın üstüne hare mi yapsam,
yoksa iki boynuz ve arkadan uzanan kuyruk mu?


Sizce :)

Cuma, Temmuz 13

Geçmişe dalış 2 ve karmaşık sarmaşık...


Yine yazasım var ama yazacak cümlelerim yok! Neyse benim de bu cümlelerle derdim bilmem!? yazsana sen kardeşim, olduğu kadar! Bu blog burada niye var?!!!

Metin yazarı arkadaşlarımın başına ekşiyorum son günlerde, bana yazmayı öğretin diye. Onlar yazabildiğimi iddaa ediyorlar ama ben nedense tatmin olmuyorum yazdıklarımdan... İstiyorum işte, kafamdan geçenleri, şöyle edebi bir dille buralara dökmeyi. Açık açık yazmayayım ama okuyan anlasın beni...

************************

Geçmiş dipsiz bir kuyu gibi... Karanlık ve soğuk. Aşağılara indikçe karşıma çıkanlar nedense hep olumsuz. Sanki geçmişte hiç mutlu olmamışım gibi, anılar buruk...

************************

Arada küçük hatıralar var yine de... mesela ilkokulda bir arkadaşımla güreşiyoruz... erkek... ben yeniyorum onu... o şaşkın... bütün mesele benim her akşam babamla güreş yapmamda. idmanlıyım yani. düşünüyorum “acaba babam bana özellikle mi yeniliyor, yoksa ben onu gerçekten yeniyor muyum?”... bundan bugün bile emin değilim...


************************


Her akşam yer yatağı atıyorum yere ve atlayıp duruyorum: “Veeee... şimdi Nadia Komanachi atlayışını yapacak sayın seyircilerrrr!”


************************


Hangi çocuk yapmamıştır ki; kapıya tırmanmışım... annem avaz avaz “düşeceksin, in aşağı çabuk!” diye bağırıyor... elinde terlik var mıydı acaba? hatırlayamadım...


************************


Piyerloti’deki evdeyiz. Annemi kızdırmışım... Tuvalete girmek üzere... Nasılsa tuvalete girdi diye dönüp dil çıkartıyorum... Meğer girmemiş daha... Annemin gözlerinin döndüğünü gördüm! Teyzemin arkasına saklandım... yemedim dayak... ama teyzem... zavallı teyzem... çimdiklerden fena nasibini aldı!


************************


İlkokuldayım, sanırım üçüncü sınıf... Müfettiş gelmiş. Yazın bakalım diyor “İstanbul’un havası çok güzeldir.” Apostrofu özellikle koymuyorum. çünkü biliyorum ki; sınıfta bir ya da iki kişi dışında kimse koymayacak. ayrışmak istemiyorum... haklı çıktım... sınıfta sadece bir kişi koydu apostrofu...


Devam eder miyim, etmeli miyim daha bilmiyorum geçmişi deşmeye...
Asıl aradığımı bulamadım hala!...

Çarşamba, Ekim 12

Değişim

Beraber içtikleri ilk biradan bu yana 8 ay geçmişti. İlişkileri hızla ilerlemiş, çabucak evlenmeye karar vermiş, nikah gününü almışlardı bile. Üstelik Med ve Cezir’den önceydi tarihleri!

Bu 8 aylık dönemde, Doruk’la birlikte hayatında ne çok şey değişmişti. Med’de söylüyordu sık sık. Ne kadar olumlu bir insana dönüştüğünü, mutluluğunu çevresine de bulaştırdığını. “Senin yanında artık hüzünlü olmak imkansız! Bazen hevesimi kursağımda bırakıyorsun!” demişti en son sohbetlerinde.

Sadece duygusal fırtınalarını dindirmekle kalmamış, ertelediklerini de hayata geçirmeye karar vermişti. Çok isteyipte başlayamadığı romanına başlamıştı nihayet. Akşamlarını Doruk’un yanında, babasından kalma daktiloda, romanını yazarak geçiriyordu ve tabi ki gecelerini de onun kollarında.

Biliyordu... Bu sefer gerçekten aşıktı. Her zaman söylediği gibi “bu sefer farklı”dan da farklıydı. Tarifi imkansız bir emin oluştu. Sanki aynadan yansıyan hem kendisiydi, hem kendisini tamamlayan... Eksik parçasıydı karşısındaki.



Korkuyordu, bu sefer kaybetmekten korkuyordu! Emin olmasının belki de en büyük sebebiydi bu korku...

İşyerinde akşam olmasını sabırsızlıkla bekliyor, eve dönüşünü mümkün olduğunca hızlandırıyor, ondan önce geldiyse muhakkak yemek hazırlıyordu. Emeğiyle mutlu etmek istiyordu onu. Şimdiye kadar hiç istememişti halbuki... Masayı kırmızı renklerle donatıyor, mumlar yakıyor, gözleri gözlerine kitlensin diye göz makyajını koyu yapıyor, saçlarını kabartıyor, onu seksi bulması için dekoltesi olan kıyafetler seçiyordu. Hep beğensin istiyordu kendisini. Şimdiye kadar hiç istememişti halbuki...

Evet, biliyordu...
Bu sefer gerçekten AŞK’tı yaşadığı...

Şükretti Allah’a. İlk defa. Hayatı boyunca ilk defa Doruk’u karşısına çıkardığı için şükretti...

Koltuğun üzerinde uyukalmış sevgilisini izledi uzun uzun ve romanına devam etti...

Hikayenin önceki bölümleri için tık tık...


Fotoğraf bana ait...

Perşembe, Ekim 6

Bekledim dün...

Bekledim dün...

Sakinleşmeyi, dinginleşmeyi.
Kızgınlığımın gidişine rağmen, kırgınlığımın azalmasını...

Bekledim dün...
Kulağımda sevdiğim sesleri duymayı.
O seslerin içimi açmasını, kalbimin o seslerle tekrar ritmini bulmasını...

Bekledim dün...
Akşam olmasını.
Yanında kendim olmayı başarabildiğim gözlere bakmayı.
O gözlerle birlikte masadaki bardağın dibini görmeyi...

Bekledim dün...
Evden içeri girince, içimi ısıtan sıcaklığın beni sarmasını.
Onun heyecanını ve o heyecana yenilen uykusunu paylaşmayı...


Bekledim dün...
Bugünümün dünden güzel olmasını...

Fotoğraf bana ait.

Çarşamba, Eylül 21

Yola devam...

1
 

Arkamdan lise çağlarında iki genç delikanlı yürüyor. Biri yanındakine birşeyler anlatıyor. O kadar yüksek sesle anlatıyor ki, duymamak, dinlememek mümkün değil.
-    “Yani sadece erkekler mi hediye alabilir, kızlar alamaz mı?” diye sordu abi, “Alamaz tabii, o erkek işi!” dedim. “O zaman ayrılalım, ben böyle şeylere gelemem!” dedi. “Ben de bu yüzden mi ayrılacağız, olmaz öyle şey!” dedim ona, o da “madem öyle seç bunlardan birini” dedi. Ben de dedim ki.........................

“Kime neyi ispatlamaya çalışıyor bu bücür?” diyor içimdeki.
“Kimbilir onun içindeki ona neler söylüyor. Zamanla büyüyecek. Büyüyecekler. Büyüdükçe birbirlerini daha iyi anlayacaklar.” diyorum.
“.... Yoksa beni beğenmiyor musun?” diye soruyor içimdeki.
“Olur mu hiç öyle şey? Biz birlikte büyüdük. Sen bensin, ben de sen.” diyorum.
Gülümsüyor....
....Sonra sessizce yola devam ediyoruz....


2

Metrobüste nasılsa oturacak yer bulmuşum. Yanımdaki çiftin erkek olanı dişi olanı durmadan öpüyor. Kız bir yerlere tutunma derdinde. O bir yerlere tutunmaya çalıştıkça erkek kişi kızın ellerini kendi beline sarıyor. Kız tutunmaya çalışıyor, o kızın ellerini beline sarıyor... Aradan geçen kısa bir süre sonra “Nasılda sarılıyorsun bana, aynı çocuk gibi!” diyor kıza ve öpmeye devam ediyor...............

“Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?” diyor içimdeki.
“Her çiçek kendi dalında güzel!” diyorum.
“Ne alaka?” diye soruyor içimdeki.
“Bilmem, aklıma bu geldi, bunu söyledim.” diyorum.
Susuyor...
....Sonra sessizce yola devam ediyoruz....


3

Eşim pastaneye girmiş, ben arabada onu bekliyorum. Bir anne, biri bebek arabasında 3 çocuğuyla karşıdan karşıya geçmeye çalışıyor. Çocuklardan biri bir iki adım öne doğru seyirtiyor. Anne “Nereye gidiyorsun, çabuk gel buraya!” diyerek çocuğun kafasına sert bir şaplak indiriyor..................

Zor zaptediyorum içimdekini.
O anda aklıma çok eskilerden, karısını döven üst kat komşumuz geliyor.
“Güzel şeyler düşün, cinnet geçirmek üzereyim!” diyor içimdeki.
Ben cevap veremeden eşim geliyor.
“İki tane de açma aldım, Tibet çok sever!” diyor.
 “Ohh! İçim ısındı.” diyor içimdeki.
“Benim de.” diyorum.
Gülümsüyoruz...
....Sonra sessizce yola devam ediyoruz...
.

Fotoğraflar bana ait...

Salı, Eylül 13

Aksi


Ne kadar zamandır aynada kendine baktığını hatırlamaya çalıştı. Öylesine dalmıştı ki aynadaki “aksi”ne, zaman geçmiş mi, geçmemiş mi farkında değildi...

Acaba göz kenarlarındaki kırışıklıkları saysa yaşıyla bir gelir miydi? Bunu gerçekten çok merak etti.

Yolun yarısını geçeli çok olmamıştı ama yolu tamamlamış gibi hissediyordu kendini. “Bugüne kadar ne çok şey yaşadım.” diyecek kadar yoğun bir hayatı olmamıştı ama böyle hissediyordu yine de. Fazlasıyla olgun, fazlasıyla tamamlamış. “Ah bir de fazlasıyla tamamlanmış hissetseydim keşke!” diye geçirdi içinden.

Bir sürü aşk yaşamıştı. El parmaklarının hepsinden fazla. “Acaba kaç tane fazla?”
Bu düşünceyi fazla kurcalamak istemedi ama bugün bu aynanın karşısında göz kenarlarındaki kırışıklıkları saymaya kalkmasının sebebi de buydu.

Kimseye bağlanamıyordu hiç kimseye!

“Neden?” dedi kendi kendine. O kadar ilişkisinin ardından iz bırakanı, giderken içini acıtanı olmamıştı hiç.

Kendisinin bağlanmakla ilgili sorunu varken, karşısındakinin ilişkilerine tutunmasını nasıl beklerdi ki?
“Yalnız öleceksin!” dedi aynadaki aksine “ve ölürken o kırışıklıklarını sayan kimse olmayacak!”

Bu düşüncelerin kırışıklıklarına fazladan bir çizgi eklemesinden endişe etti.

“Hiç hayıflanma kızım, her koyun kendi bacağından asılır. Bunu kendine sen yaptın! Sonuçlarına da katlanmalısın!”

Göz makyajını tekrar kontrol etti. Çantasını masadan aldı.
Düşüncelerinin gün içinde şehrin karmaşasında kaybolacağı ümidiyle, işine doğru yola çıktı...

Fotoğraf bana ait... Modelim de Gelincik...

Pazartesi, Ağustos 8

Gözyaşında kurumak

Sanırım artık görmezden gelmemeliyim.

Kafamda o kadar çok düşünce geziyor ki çoğu zaman ne düşündüğümün farkına bile varamıyorum. Kendime geldiğimde düşündüklerime dair bulanık izler oluyop hep. Uzanıp tutabilecek olsam, elime geçirdiğimle yüz yüze gelebilir miyim bilmiyorum.

Düşüncelerimin rengi o kadar kara ki... Artık kendimden korkar oldum.

Bunca zaman bu kara düşünceleri, beynimin karanlık köşelerinde sakladım. Halı altı eder gibi. Ama o kadar çoğaldılar ki, artık gün yüzüne çıkmaya başladılar. Sanırım insanların nasıl “deli” olduklarını ya da nasıl “intiharın eşiğine” geldiklerini anlamaya başladım. Eğer bu düşüncelerimle yüzleşmezsem olası sonum onlarınkinden farklı olmayacak, bunu hissediyorum.

Eğer bir gün bu noktaya gelirsem, bunun en büyük sebebi bu düşüncelerimin zararlarının başkalarına da bulaşabilme ihtimalinden olacak... Evet, endişelenmemin asıl sebebi bu. Düşüncelerimle sadece kendi hayatımın değil, başkalarınınkine de yön verebilme ihtimali beni korkutan.  Üstelik kötü yönde. Büyük sorumluluk! Benim gibi cesaretten yoksun bir insan için bu çok korkutucu ve altından kalkması fazlasıyla güç!

Zararım sadece kendime olsa umursamam. Varlığım kimin umrundaki yokluğum olsun. Ya da belki de kendi kendimi umursamıyorum ki ben, beni kim umursasın. Muhakkak olur arkamdan üzülenler, hatta belki de ağlayanlar ama fazla sürmez biliyorum. Evet, evet, biliyorum. Kesinlikle uzun sürmez benim için dökülen yaşlar. O yaşlarla birlikte ben de kururum, acısı da kurur.


Ama ya benim sevdiklerim... Benim değer verdiklerim. Benim düşüncelerimin bulanıklığında kaybolurlarsa ne yaparım o zaman? Onların yoklukları mı daha çok yakar beni yoksa benim yüzümden gittiklerini bilmek mi?

Katlanamam. Bunu bilerek bu sorumluluğu alamam...

Gidiyorum...

Kısa sürecek bile olsa, birinin, kimbilir belki de birilerinin gözyaşında kurumaya...



Bu haftanın şarkısı da bu olsun :)