MedCezir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
MedCezir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Ekim 12

Değişim

Beraber içtikleri ilk biradan bu yana 8 ay geçmişti. İlişkileri hızla ilerlemiş, çabucak evlenmeye karar vermiş, nikah gününü almışlardı bile. Üstelik Med ve Cezir’den önceydi tarihleri!

Bu 8 aylık dönemde, Doruk’la birlikte hayatında ne çok şey değişmişti. Med’de söylüyordu sık sık. Ne kadar olumlu bir insana dönüştüğünü, mutluluğunu çevresine de bulaştırdığını. “Senin yanında artık hüzünlü olmak imkansız! Bazen hevesimi kursağımda bırakıyorsun!” demişti en son sohbetlerinde.

Sadece duygusal fırtınalarını dindirmekle kalmamış, ertelediklerini de hayata geçirmeye karar vermişti. Çok isteyipte başlayamadığı romanına başlamıştı nihayet. Akşamlarını Doruk’un yanında, babasından kalma daktiloda, romanını yazarak geçiriyordu ve tabi ki gecelerini de onun kollarında.

Biliyordu... Bu sefer gerçekten aşıktı. Her zaman söylediği gibi “bu sefer farklı”dan da farklıydı. Tarifi imkansız bir emin oluştu. Sanki aynadan yansıyan hem kendisiydi, hem kendisini tamamlayan... Eksik parçasıydı karşısındaki.



Korkuyordu, bu sefer kaybetmekten korkuyordu! Emin olmasının belki de en büyük sebebiydi bu korku...

İşyerinde akşam olmasını sabırsızlıkla bekliyor, eve dönüşünü mümkün olduğunca hızlandırıyor, ondan önce geldiyse muhakkak yemek hazırlıyordu. Emeğiyle mutlu etmek istiyordu onu. Şimdiye kadar hiç istememişti halbuki... Masayı kırmızı renklerle donatıyor, mumlar yakıyor, gözleri gözlerine kitlensin diye göz makyajını koyu yapıyor, saçlarını kabartıyor, onu seksi bulması için dekoltesi olan kıyafetler seçiyordu. Hep beğensin istiyordu kendisini. Şimdiye kadar hiç istememişti halbuki...

Evet, biliyordu...
Bu sefer gerçekten AŞK’tı yaşadığı...

Şükretti Allah’a. İlk defa. Hayatı boyunca ilk defa Doruk’u karşısına çıkardığı için şükretti...

Koltuğun üzerinde uyukalmış sevgilisini izledi uzun uzun ve romanına devam etti...

Hikayenin önceki bölümleri için tık tık...


Fotoğraf bana ait...

Perşembe, Ağustos 4

Bilinmezliğe

 
Elele ağaçlı rampa yolda yürüyorlardı. Yoldan o sırada hiç araba geçmiyordu ve ağaçların hışırtısı ortama o kadar güzel bir huzur yayıyordu ki; hala nasıl bu kadar huzursuz hissettiğine anlam veremiyordu. Aslında bu duyguya tam anlamıyla huzursuzluk diyemezdi ama isimlendiremiyordu bir türlü.

Bu ana kadar sürekli dilde olan, resmiyete dökülmüştü artık. Yoksa bu zamana kadar inanmamış mıydı gerçekleşeceğine? Belki de öyleydi. Bir çok hayalinin, olmasını istediği bir çok şeyin gerçekleşmemesine, kendi isteklerini başka ihtiyaçlar yüzünden geri plana atmaya o kadar alışmıştı ki, bunun da gerçekleşeceğine inanmamış olma ihtimali yüksekti.

Dönüp Cezir’e baktı. Yüzündeki sakinliğe rağmen, onun da çok düşünceli olduğuna kanaat getirdi. Kendisi gibi mi hissediyordu acaba?

Artık her şey somutlaşıyor. Laftan çıkıp gerçeğe döküyoruz. Yakında resmi olarak karı-koca olacağız.
Kısa bir sessizlikten sonra devam etti : “Hiç bu noktaya geleceğimizi düşünmüş müydün? Seni de benim gibi korkuttu mu bu durum?”

Cezir’e hep dürüst olmuştu bugüne kadar o yüzden bu cümleyi kurarken onun kendisini yanlış anlayacağını hiç düşünmemişti bile.

Cezir gülümsedi. “Korkuttu diyemem ama bir an için yüzüme tokat yemiş gibi hissettim açıkçası. Korkuttu diyemem çünkü evlenmemizin yanlış olduğunu düşünmedim hiçbir zaman.  Ama bir an için “evlilik” ismi beni ürküttü doğrusu. Şimdi düşündükçe komik gelmeye başladı bu durum.”
Bir kahkaha attı “Med, yoksa artık benimle evlenmek istemiyor musun?”
“Hayır, hayırr! Tabi ki istiyorum ama sanırım aslında hissettiklerimi sen daha doğru cümlelendirdin. “evlilik kurumuna” olan bir ön yargı demek daha doğru sanırım.”

Gülüştüler...

Birbirlerini anlamış olmanın, duygularını ortaya koymanın ferahlığıyla, sarmaş dolaş, yolun tadına vara vara çıktılar rampayı...

Önceki bölümler için tık tık...

Fotoğraf internetten alıntıdır.

Pazartesi, Haziran 27

Doruk

Bölüm 5

Arkadaşlarının ısrarıyla gelmişti buraya. Tamam 80li yıllarda bu müzikleri severdi ama şimdi öyle ayakta durup dinlemek keyif vermiyordu. Eğlenmeye çalışsa eğlenemiyordu, nasıl oynuyorlardı o yıllarda bu müzikle acaba? Denemeye çalıştıkça keyif almaya başladı, ortaya o kadar abuk sabuk hareketler çıkıyordu ki; gülmemek mümkün değildi...

Böyle şeylerde kızlar daha rahat.” diye düşündü. Çevresine şöyle bir göz gezdirince erkeklerin daha komik hareketler yaptığını görüp, kahkasını koyverdi.
O ara göz göze geldiler.

Ne güzel kız.” diye iç geçirdi. Neredeyse kalçalarına değen uzun, gür saçları vardı. Vücudu da o kadar inceydi ki, tek eliyle belini kavrayabilirmiş gibi geldi ona. Bakışlarıyla kızı rahatsız etmek istemedi, arkadaşlarına dönüp bir şeyler geveledi. Neyseki müziğin gürültüsünden arkadaşları söylediklerini bir şeye benzetmişlerdi. Yine güldü kendini tutamayıp. İster istemez gözleri yine kaydı o güzel kıza. Bu sefer gülümsediler birbirlerine.

Arkadaşlarından birinin onların yanında olduğunu gördü. Heyecanlandı birden onu tanıyan birileri olduğunu anlayınca. Yine gülümsedi. “Ne çok gülümsüyorum böyle, kimbilir hakkımda neler düşünecek!  Tekrar baktı, ortak arkadaşla sohbete dalmış görünüyordu.

Evirip çevirdi kafasında “Ne yapsam da yanlarına yanaşsam?” diye. O bunları düşünürken arkadaşının kendisine doğru geldiğini gördü. “Ona söylesem tanıştır desem ayıp olur mu acaba?” diye geçirdi içinden.

Ne haber Doruk?” dedi arkadaşı. “İyiyim Ufuk, seni sormalı.
Heyecanını Ufuk’un farketmesinden korktu.

Gel” dedi Ufuk, “Eşimin iş arkadaşlarını tanıştırayım seninle.

Rahatladı, kendisinin bunu teklif etmesine gerek kalmamıştı. Yüzüne yerleşen tebessüme engel olamadı. “Tabi, çok sevinirim.” dedi ve kızlara doğru ilerlemeye başladılar.

Tanıştırayım” dedi Ufuk. “Med, Doruk – Doruk, Med
Memnun oldum.” dedi Doruk. “Ben de memnun oldum Doruk.” diyerek gülümsedi Med. Ufuk diğer kızı tanıştırırken Doruk heyecandan ellerinin titrememesi için dua ediyordu.
Bu da Dora.”

Çok memnun oldum tanıştığımıza.” dedi Doruk. “Ben de öyle.” diye cevap verdi Dora. Elleri birbirlerinde öylece kaldılar bir süre.

Med ve Ufuk diğer arkadaşlarıyla sohbet etmek bahanesiyle ayrıldılar yanlarından.

Doruk bir an ne diyeceğini, ne yapacağını bilemedi. “Kendime bir bira alacağım, sen de ister misin?” diye sordu.


Bayılırım!” dedi Dora yüzünde kocaman bir gülümsemeyle.
Biraya bayılırım!” 

Önceki bölümler için tık tık...

Pazartesi, Mayıs 23

Alınan kararlara!

Bölüm 4


Siparişlerini almak üzere bekleyen garsonun bir an önce gitmesi için acele karar verip, seri bir şekilde isteklerini sıralayan Dora’yı gülümseyerek seyrediyordu. Onun bu halleri iş sırasında can sıkıyor olsa da, böyle zamanlarda çok eğlenceliydi. Garsonun sorduğu soruları anlamamışçasına geçiştirip, azarlar gibi kovaladı Dora.
Heyecanla Med’e dönüp “Hiç biraraya gelemeyeceğiz zannettim, zaman hiç geçmek bilmedi sanki!” dedi. Masaları karşılıklı olmasına rağmen neredeyse 10 dakikada bir Med’e mail atmıştı sabahtan beri. “Sana söylemek istediklerim var.” diye soluksuz devam etti.

Bir dakika, önce sen benim söyleyeceklerimi dinle!
Dora şaşkınlıktan bir an için kalakaldıysa da çabuk toparladı. “Tabi tabii, seni dinliyorum.

Med arkadaşının gözlerine baktı önce. Dora’ya karşı her zaman dürüst olmuştu, onun incinmesi ihtimaline karşın, düşündükleri neyse her zaman açık açık söylemişti. Bu sefer ki ruh hali bunu kaldırabilir miydi bilemiyordu. Dora’nın gözlerinde kararlı bir ifade görmeseydi, belki de söyleyeceklerinden vazgeçebilirdi.

Birincisi; şu senin bıçkın tiyatrocunun niyeti dün akşam itibariyle açık seçik belli oldu. Herifin derdi seni kapı dışarı etmekmiş. O seni istiyorum, hiç unutmadım tavırları sadece bir oyunmuş. Evet, incinmekte çok haklısın ama “Ben bunu haketmedim” diye ağlayarak, kendini yıpratmanın bir alemi yok. Ders almalısın, geride bırakmalısın ve önüne bakmalısın!

Devam etmeden önce Dora’yı tekrar süzdü.

Önüne bakmalısın deyince yapman gereken bir şey doğal olarak öne çıkıyor..... Şu anki beraberliğin seni tatmin ediyor olsaydı eğer zaten tiyatrocuya gözünün ucuyla bakmayacaktın. Öyle değil mi?

Sakince onayladı Dora.

O halde, ikincisi; Bahtiyar’la en kısa zamanda konuşup, bu ilişkiye bir nokta koyman. Bu şekilde hem kendini hem de Bahtiyar’ı yıpratıyorsun. Ufaklıktan bahsetmiyorum bile!
Dora’nın gözleri bir suçlu gibi yerdeydi Med’i dinlerken.
Ve üçünsü.... Dün akşam Cezir bana evlenme teklif etti!

Bir insanın şaşkınlıktan gözlerinin büyümesi nasıl bir şeymiş, böylece görmüş oldu Med. Dora’nın bir şeyler söylemeye çalışan ama ağzından bir türlü çıkamayan sözleri önce bir sevinç nidasına dönüştü sonra coşkulu bir kutlamaya...
Hey millet duydunuz mu? Biricik arkadaşım evleniyor, duydunuz mu?
Dora ne yapıyorsun? Rezil oluyoruz, oturur musun şuraya!
Garsooonnn, bize dolu dolu iki porsiyon dondurma getir, çabuukk!
Dora diyorum! Sakinleş lütfen!!! Lütfennn!!!
Tamammm, tamaaammm. Sakinim, çok sakinim... Anlat! Nasıl oldu, ne dedi, nerede dedi? Hadi çabuk, anlat! Anlat!
Kısaca sayende oldu diyebiliriz. Ayrıntıları daha sonra anlatırım. Sen ondan önce söylediklerimi duydun mu, ona cevap ver!
Tamam, peki... Önceliğimiz belli, haklısın.... Aslına bakarsan sabah evden çıkarken, senin de tahmin ettiğin gibi  nefret ve kin doluydum. Dün akşam yaşananları daha ayrıntılı konuşmak ve onun için kurduğum öç alma hayallerimi seninle paylaşmak için can atıyordum. Sonra yolda biraz daha sakin düşünebilme fırsatım oldu. Kendi kendime “Med olsa ne yapardı?” dedim. Gerçi sen böyle bir duruma hiç düşmezdin ama...
Hayatın insanları nasıl bir noktaya getireceği hiç belli olmaz!” diye Dora’nın sözünü kesti Med. “Neticede hepimiz insanız ve hepimizin zayıf noktaları var. Beni gözünde o kadar büyütme!
Peki, peki, kızma ama gözümdeki yerini kolay kolay değiştiremezsin bunu da bil! Neyse; sonra bir şekilde senin bana biraz önce söylediklerin noktasına geldim işte. O anda kafamdan geçenleri an be an anlatmam mümkün değil. Sadece, senin gibi düşünmeye çalıştım ve yaşananları geride bırakmaya karar verdim. Ve hatta; yemeğe çıkmadan hemen önce Bahtiyar’a bir an önce ilişkimiz hakkında konuşmamız gerektiğine dair mail attım.

Hayatına bir şekilde dokunduysam iyi anlamda, ne mutlu bana.” dedi Med.
İyi ki hayatımdasın.” dedi Dora.
Tam o sırada dondurmaları geldi.

Sıcak bir tebessüm oluştu ikisinin de yüzünde. Sözleşmiş gibi aynı anda dondurmalarından bir kaşık alıp birbirlerine vurdular şerefe yapar gibi.

Alınan güzel kararlara ve yaşanacak güzel günlere” dediler birlikte...

O anda biri bakıyor olsaydı onlara, her ikisininde gözünde “ışık” gördüğüne yemin edebilirdi... 


Bölüm 1
Bölüm 2
Bölüm 3

Salı, Mayıs 17

Cezir




Arabanın camından dışarıyı seyre dalmıştı.

Dün akşam Med’in evlenme teklifini kabul etmesi sürpriz olmuştu onun için, o kadar hızlı düşünüp, o kadar ani bir teklif olmuştu ki, Med kabul etmese şaşırmazdı. Aslında teklifi dün akşam yapmayı hiç düşünmemişti. Bunun için güzel bir organizasyon yapmak niyetindeydi ama dün akşam yaşanılanlardan sonra daha fazla beklemek istememişti.

Med ve Dora iyi anlaşıyorlardı. Cezir’e göre Dora akıllı görünen ama ne duygularını dinleyen ne de mantığın peşinde koşandı. Hisleri an be an değişen biriydi ve bu yüzden duygusal hayatı fazlasıyla çalkantılıydı. Bu durum Med’le olan ilişkilerine de yansıyordu. Neredeyse 3 buluşmalarının birinde Dora muhakkak yanlarında oluyordu ve o kadar çok derdi oluyordu ki, kendilerine zaman ayıramıyorlardı onu teselli etmekten. Diğer iki buluşmanın birinde de telefonla katılıyordu onlara. Med’e olan sevgisi yüzünden Dora’nın varlığına ses çıkarmıyordu. Med için önemli olan onun içinde önemliydi ama hayatlarında bu kadar yer kaplamasa hiç fena olmazdı.

Dün akşam Dora eski sevgilisiyle tekrar görüşmüş, eski sevgilisinden beklediği karşılığı bulamamış, bulamamakla da kalmayıp resmen aşağılanmıştı. Med’i aradığında buluştukları daha bir saat bile olmamıştı. Apar topar Dora’nın yanına gitmiş, saatlerce onu teselli etmeye, içmemesini sağlamaya çalışmışlardı ama nafile... Nihayet biraz kendine geldiğinde saat neredeyse gece yarısını bulmuştu bile.

Dün akşam Dora’nın varlığı ve yaşadıkları Cezir için dönüm noktası olmuştu aslında. Med’e bir kez daha hayran olmuş, onun Dora’yı sakinleştirmek için, kendine getirmek için sabırla, inatla uğraşını takdirle izlemişti. O süre zarfında ister istemez Dora’yla ve eski aşklarıyla kıyaslamıştı Med’i.

Onu ilk gördüğü gün, gözlerini ondan ayırmak çok güç olmuştu. Farketmemesi için elinden geleni yapmıştı. Med onunla ilgilenince kendini çok şanslı hissetmişti. Gerçekten ne kadar şanslı olduğunuysa onu tanıdıkça anlamıştı.
Sabırlı, sakin, anlayışlı, aklıselim, akıllı, pratik, çözümcü ve güzeldi Med. Çok güzeldi hem de. Ama Med güzelliğinin farkında bile değildi. Ona sorsan Cezir gibi bir yakışıklının kendisini beğenmesini yadırgıyordu. Med böyle söylediği zamanlar gülüyordu Cezir artık.

İlişkilerinin ilk zamanlarında ikisinin de evlilikten yana olmayışını ve bunu birbirlerine dile getirişlerini hatırladı. 1 yılda ne kadar çok değişiklik olmuştu düşüncelerinde.

Biliyordu... Med’le hayat çok güzel olacaktı...

Pazartesi, Nisan 18

Dora


Ne kadar olmuştu bu ilişkiye başlayalı? 2 yıl mı? Yoksa daha fazla mı?

Kafası kazan gibiydi. Dün yaptıkları aklına geldikçe daha çok ağrıyordu sanki başı. Belli ki bugün çok zor bir gün geçirecekti. Kalktığından beri 2 adet ağrı kesici içmişti ama daha hiç azalma olmamıştı.

“Offff! Halbuki dün güne ne güzel başlamıştım!” dedi aynadaki aksine. Bir an sesini ne yükseklikte kullandığını kestiremedi. Bahtiyar duymuş muydu acaba? Gerçi duysa da ne anlayacaktı ki. Hatta anlasa daha iyi olurdu. Şu anda bu ilişkiyi bitirmek için kelimeleri kullanmak o kadar zor geliyordu ki ona, Bahtiyar’ın anlaması işine gelirdi.

Hep aynı şeyi yapıyordu hep!
Başkalarına olan kızgınlığı yüzünden kendini cezalandırıyordu.


Annesi çalışan bir kadındı. Babası ise hobileri olan bir adam. Bu yüzden kendini yalnız hissetmiş ve 18 yaşını doldurur doldurmaz sırf onlara gıcıklık olsun diye hiç sevmediği biriyle evlenmişti. 1 yıl hiç konuşmadan, hiç sohbet etmeden ve hiç sevişmeden geçen bir evlilik... “Boşanalım” dediğinde hiç ikiletmemişti eşi. “Peki” demişti hemen ve tek celsede boşanmışlardı.

Eve dönmeyip, tek başına yaşamaya başlamıştı. Bir yandan çalışmış, bir yandan okumuştu. Neyseki ailesi geleneksel Türk aileleri gibi değildi ama o bunun için de suçluyordu ailesini. “Bana sahip çıkmıyorlar, beni umursamıyorlar!” diye yıllarca kendi kendini yemiş bitirmişti. Şimdiki ilişkisi de onları sinir etmek içindi.

Dul ve çocuklu bir adamdı Bahtiyar. İlk zamanlar onunla hayat çok eğlenceliydi, itiraf ediyordu kendine ama zaman geçtikçe o ilk günlerin büyüsü bitmişti. İlişkileri ilerledikçe yaş farkı mı etken olmaya başlamıştı yoksa onun çocuklu olması mı sorun olmuştu kestiremiyordu. Zamanla sanki çocuğunun annesi kendisiymiş gibi hissetmeye başlamıştı. Bu sorumluluktu belki de onu yıldıran, uzaklaştıran. Bilemiyordu ama önemi de yoktu zaten. Yapması gereken belliydi de, nasıl yapacağını bilmiyordu.

Med geldi aklına, o bir yolunu bulmasına yardımcı olurdu. “İyi ki tanımışım onu” diye düşündü. Kendisinin mantıklı yönüydü o, tamamlayıcısı. Hatalarını öyle güzel vuruyordu ki yüzüne, hiç kızamıyordu ona.

“Çok kendine dönüksün, hiç empati kurmayı bilmiyorsun” demişti ailesine olan kızgınlığını ve bu yüzden yaptığı evliliği anlattığı zaman. Bu konu üzerine uzun uzun konuşmuşlardı. “Bir anne ve babanın sağlıklı bir birey yetiştirmesi için önce kendi hayatlarını iyileştirmeleri gerekir. Eğer annen çalışmasaydı belki de evde daha sinirli biri olacaktı. Ev işleri, yemek, çocuklar, kocasını memnun etme, vb.... bunlar belki de annene çok fazla gelecekti. Baban belki de o hobilere yönelmeseydi, şu anda o sevmediğin dayakçı ya da alkolik erkeklere benzeyecekti, kimbilir? O zaman daha mı mutlu olurdun?” diye sormuştu Med o sohbetlerinin bir yerinde.

Geriye dönüp baktığında, evde hiç seslerin yükseldiğini hatırlamıyordu. Annesiyle babasının birbirlerine bakan gözlerinde nefret görmemişti hiç. Kendisine ve kardeşine davranışlarında da kötü hiç bir söz ve hareket hatırlamıyordu. Sağlıklı bir zihnin sağlıklı bir ilişki/aile için gerekli olduğunu biliyordu aslında ama annesi ve babası için bu gerçeği görmezlikten gelmişti nedense. Onlara hak vermişti nihayet, daha doğrusu onların gözünden bakabilmişti hayata. Biraz geç olmuştu ama zararın neresinden dönülse kardı. Şu anda onlarla ilişkisi hiç olmadığı kadar iyiydi.

Bir de Bahtiyar’la ilişkisini bitirebilseydi, çok daha güzel olacaktı her şey...
Dün yaşadıkları aklına geldi yine. Yüzü buruştu...

“Bir an önce Med’le konuşmalıyım” dedi kendi kendine.

Saçlarını toplayıp, göz makyajını yaptı. İşe gitmek üzere yola çıktı...


Not: Bu benim yazdığım bir hikaye... başarabilirsem devam ettireceğim :)
Hikayenin birinci bölümü merak edenler için burada...